Amerikan Pop Kültürün mutlak imparatoru, ünlü olma delisi, şöhrete en çok önem veren, sanat tarihinin en ilginç kişiliklerinden biri olan Warhol…

Andy Warhol çocukluk yaşlarında çeşitli sağlık sorunları ile mücadele veren bir yaşam sürdü. Çekoslovakya’dan ABD’ye yerleşen ailesi onun sanat yolunda ilerlemesini destekledi.Bu nedenle 1949’da Sanat Tasarım mezun olur olmaz, sanat piyasasının ortasına atlamak istedi. Andy gündelik hayattaki her hangi bir objenin, sanat eseri olabileceğine inanıyordu. Grafik sanatını olan ilgisi kendisinin, seri olarak üretilebilen eser mantığına yönelmesine neden oldu. İlginç bir kişiliğe sahip olan sanatçımız kendine has teknikler geliştirerek seri üretime odaklanmaya başladı.

Marliyn Monreo ile sanatına başladı.
Andy Warhol Amerika Birleşik Devletlerinin Kapitalizm üzerine kurulu bir ülke olduğunun farkındaydı. Doğu Bloğu karşısında Batı Blogunun kültürel anlamda merkez olma planlarının da farkındaydı.
ABD o dönemlerde Sovyet korkusu yaşayan tüm sanatçılara kapılarını açarak, kendi kültürünü yaratma projesini başarılı bir şekilde hayata sokmuştur.

1962’de yaşama veda eden Popüler Kültürün en meşhur yüzünü sanatında kullanmaya karar verdi.
Popüler Kültüre dair ne varsa Andy’nin eserlerinin birer nesnesi haline gelebilirdi. Ve Marilyn’in ölümüne üzülen sanatçımız en az Marilyn kadar meşhur olacak 20. yüz yılın Mona Lisa’sı olacak bu eseri ortaya çıkarttı.

Yıllardır hayalini kurduğu fabrikasını açtı.
Sanat dünyasında hatırı sayılır bir şöhrete ulaşan sanatçımız, uzun süredir planladığı, hayalini kurduğu fabrikayı açtı.

Gerard Malanga:
”Andy ve ben yaklaşık 6 haftamızı yer bakarak geçirdik. Sonunda 47.Cadde üzerinde boş bir yer bulabildik. Burası kapanmadan önce şapka üreten bir firmaya ait bir yermiş. Andy bayıldı çünkü burası tipik bir sanatçı stüdyosuna hiç benzemiyordu ve artistik bir auraya sahip değildi. Daha iyi ya da daha kötü, farklı hissettiriyordu. Girdiğinizde doğruca yürüyordunuz ve nereye gideceğinizi ya da neresinde olabileceğinizden emin olamadığınız bir yerdi burası, tam olarak böyle birşey.” Burada sanatsal yaratıcılığını kamçılayacak, geniş ve rahat bir çalışma alanı olarak düşünmüştü.

Plastik olan her şeye bayılıyorum …
“Los Angeles’i seviyorum. Hollywood’a bayılıyorum. Hepsi çok güzeller. Herkes plastik ama plastiği seviyorum. Bende Plastik olmak istiyorum.”
Andy Warhol’un dünyanın en ünlü sanat galerilerinde eserlerinin sergilenmeye başlaması sırasında, önemli bir rekora imza atmıştır. “Domates Çorbası” adlı eseri, o döneme kadar yaşayan bir sanatçının satılan en pahalı eseri ilan edilmiştir.

Burada şunu düşünmek gerekiyor. Popüler kültürde hemen her şey satılabilir, satın alınabilir ve sanat eseri olabilirdi. Tıpkı domates çorbası ya da Marilyn Monroe gibi. Tüketim toplumu olma adına emin adımlarla yürüyen insanlık, tıpkı domates çorbası tüketir gibi, Hollywood yıldızlarını, Pop Starlarını tüketiyorlardı.
Coca Cola içer gibi moda yıldızlarını içip bitirebilirdiniz. Aslında bu durum günümüzde de pek değişmiş değildir. Her gün yeni bir yıldız doğuyor, ömrü fazla uzun sürmeyen, tüketilip yok edilen…