Güney Amerika kıtasında yer alan Ekvador’a bağlı bir hikaye… Büyük Okyanus’un gözdesi, insanlığın zihninden saklanmış ve henüz nakaratını yakalayamayacağımız bir şarkıdır Galapagos Adaları.

Volkanik kayalardan çöllere, cennet gibi sahillerden ormanlara uzanan bir yolculuğun içinde eski bir İspanyol kelimeden yakamıza ilişen bir tanımlama. Galapaga farklı anlamlarda kullanılan bir kelime, bu anlamlardan birincisi atları sürmek için kullanılan “eyer”e denk düşüyor. Ancak Galapago kelimesi Roma İspanyolcası olarak adlandırılan bir karma dilin ürettiği bir kelime olarak bilinir ve bu açıdan incelendiği zaman anlam açısından “Kara Kaplumbağası” karşılığı ile ötüşen bir mana çıkar. Bu adın adaya yapışması İspanyol kaşif Berlanga’nın 1535’te İspanya kralı Charles’a yazdığı bir mektuba dayanır. Berlanga, adayı tarif ederken şu kelimeleri kullanır; “muchos lobos marinos, tortugas, higuanas, galápagos” . Aynı zamanda bir din adamı olan Fray Tomás de Berlanga’nun bu cümlesi şu anlama gelmektedir; “Bir sürü deniz aslanı, kaplumbağalar, iguanalar ve kara kaplumbağaları”. İspanyollar keşfettikleri adalara “Tortuga” gibi isimler takarak hayvanlarla özdeşleştirmişlerdir. Tortuga genel olarak kaplumbağa anlamına gelirken, Galapago direkt kara kaplumbağasını işaret eden bir tanımlamadır. Bunun yanı sıra Galapagos adaları “Colon Adaları” olarak da bilinir.

9 adet adadan oluşan bu bölgede dünyanın başka yerinde bulunmayan canlılar yaşıyor. 1835 yılında bölgeyi ziyaret eden Charles Darwin’in evrim teorisine ilham olan yer olarak da bilinen Galapagos Adaları, dev kaplumbağalardan uçamayan karabataklara, ispinozlardan binlerce deniz canlısına kadar birçok türü barındırmaktadır.